‘Dedikodu’

Yusuf Özcan

HALİTFAHRİ

Dedikodu

Zaman bir böcek gibi sinsi, kenarda
Koltukların didikler durur kadifesini,
Hain bir kedi gözü parıldar lambalarda.

Şom ağızlar buz gibi üflerken nefesini,
Bir beddua halinde uzatarak sesini
Saat hırıltılarla can çekişir duvarda.

Halit Fahri Ozansoy

View original post

Reklamlar

“Gazetecilere Özgürlük – Pressefreiheit für Journalisten in der Türkei”

SÜLEYMAN DEVECI

“Gazetecilere Özgürlük – Pressefreiheit für Journalisten in der Türkei”

 

Gazeteci Adil Yiğit ile Söyleşi

“Avrupa Postası”nın sahibi ve Genel Yayın Müdürü Gazeteci Adil Yiğit, son Erdoğan-Merkel zirvesinde düzenlenen basın toplantısında, üzerindeki “gazetecilere özgürlük” yazılı tişörtü ve akabinde yaşanan gelişmelerle dünyanın gündemine oturdu, günlerce Avrupa basınında manşette kaldı. Onunla bu eylemini, gerekçelerini, yıllarca üyesi olduğu HTBB (Hamburg Türk Basın Birliği)ni ve göçmen gazeteciliğinin kalitesini konuştuk. 

1Süleyman Deveci: “Gazetecilere Özgürlük” ne demek Adil Yiğit’e göre? Gazetecilerin özgür olup olmamaları sizi neden ilgilendiriyor, nereden geliyor bu duyarlılık? Göğsünüzdeki bu ifadenin Almanca-Türkçe yazılmış haliyle bir anda dünyanın gündemine oturdunuz…

Adil Yiğit: Bu ifade sembolik bir söylemdir özünde. Türkiye’de yaşayan insanların genel sorunları, ekonomik, sosyal, kültürel ve toplumsal sorunlarının varlığının yanısıra 150’den fazla tutuklu meslektaşım sözkonusu iken, bunların yanı sıra 180’den fazla kapatılan yayınevi, medya organı ve gazeteler mevcut iken, kayyum belasıyla her alternatif yapıya keyfiyen el konulup nice haklar ve temel…

View original post 2.226 kelime daha

Ergime

Dinçer Yurttaş

“katı olan her şey buharlaşıyor”  marx.

Güneş gölgeleri bir fil dişi yumuşaklığında yontuyor
sırtına mor bulutları çekmiş yaşlı bir gökyüzü…
Eriyip gitmekte zaman;
ağulu dişleri çekilmiş bir yılan gibi
taşların altında saklanıyor.
Pasaportunda gülen bir fotoğrafla
gümrükten geçiyor;
geçmişi dün bile olmamış bir çocuk,
yanık hanelerin közünden çalınmış
onun yüzündeki küçük solgun ışık
ve gölgeyi andıran,
memeleri kurşun yarası, sütü kan
bir annenin ellerinden tutuyor.

Güneş gölgeleri bir fil dişi yumuşaklığında yontuyor
mor şarabın sarhoşluğunda saklanıyor
başı dönmüş, yüzü solgun güneş .
senin umutlu şarkıların vardı sahi,
dağ yollarında kuşların cıvıltısından çalınmıştı.
bir de dudak görmemiş suların çağlamasından .
sözcükler de eskimese hani
anlatabilsem barikatlardaki uykusuzluğun
öpüşmelerden farksız olduğunu .
geçmiş bir kuş kanadında göçüyor
ve belki uğramaz bir daha
bu sineklerin cenneti olmuş bataklığa
sığınıp kalır bir ağaç kovuğuna.

Güneş bir fil dişi yumuşaklığında batıyor
büyük ve uzun gölgeler ediniyor yaralar.
Dün, tomurcuğu rüzgara yenilmiş bir bahar gibi
birbirini…

View original post 57 kelime daha